25 Eylül 2011 Pazar

ANILAR: Yaralı Kırlangıç

Çocukluğumuzun eğlencelerinden birisi sapan yapıp oraya buraya hedefler dikip onları vurmaktı. Çocukluk aklı ya o hedefler bir zamandan sonra kuşa dönüşürdü. Günün birinde, sapanımdan çıkan bir taş ilk kez bir kuşa yöneldi. Özgürce kanat çırpan bir kırlangıcın özgürlüğünün taşıyıcıları olan kanatlarından birisine isabet etmişti taş. Kırlangıç hızla konduğu ağaçtan aşağı doğru süzüldü. Çırpınıyordu, koşup o kırlangıcı elime aldığımda, ilk kez hissettim yaranın ne demek olduğunu. İlk kez o kadar üzülmüştüm. O kırlangıcı avucumun içinde tuttuğum an hiç hissetmediğim bir duyguyu tattım: Pişmanlık, ardından gelen hüzün, ve gözlerimden süzülen yaşlar. O güne dek, oynarken düşüp bir tarafımı incittiğimde ağlardım, yaramazlık yapınca yediğim tokattan dolayı ağlardım, bazen de sinirden ağlardım. İlk kez, acı veren, kalbimi yakan bir hisle ağladım o gün.

Kırlangıç avucumda çırpınırken, küçücük masum gözlerine odaklanmıştım ben sadece. Kuşların ötüşünü dinlerdim hep. O güne dek kimi zaman güzel bir ezgi olarak gelirdi kulağıma, kimi zaman duymaktan sıkıldığım bir iki notanın tekrarı gibi gelirdi. O kırlangıcın çıkardığı ses nice şey anlattı bana o gün. Gözlerine baktıkça bir yandan kendimden nefret ediyordum, bir yandan da sessizce ağlıyordum. Kırlangıç avucumda, ninemin yanına koştum. Çaresizdim, kurtarmak istiyordum kendi ellerimle kanadını kırdığım kırlangıcı. Onun özgürlüğünü elinden alan ben, ona özgürlüğünü geri vermek istiyordum. Gözlerimde yaşlarla nineme gösterdim kırlangıcı. Beraber kırılan kanadındaki yarayı temizledik. Ona o gün güzel bir yuva yaptım çalı çırpıdan. Yanına biraz su biraz da buğday bıraktık. Ayrılmadım yanıbaşından. Ürküyordu. Köşeye çekilmiş hareketsiz duruyordu. Sanki gözlerini benden ayırmıyordu. O küçücük kırlangıçtan gözlerimi ayıramadım ben de. Su içmesini ya da buğdayı yemesini bekliyordum. İki gün boyunca ne su azaldı ne buğday taneleri eksildi. Kırlangıç durduğu yerde büzülmüştü. Durum böyleyken ben kendimi sorguluyordum. Ninem gelip: “Bir gün daha bir şey yemezse ölecek bu kuş!” dediğinde oturdum kırlangıcın yanıbaşına. Sessizce akşama kadar onu izledim. Tam ümidimi kesmişken sudan içti kırlangıç. Sabah kalkınca buğday tanelerini de yediğini gördüm.

Haftalar sonra kırlangıç toparlandı, ninem artık onu salmak gerektiğini söyledi. Avucuma aldım kırlangıcı. Bu sefer çırpınmıyordu. Gözlerine baktığımda, içimde bir sıcaklık vardı. Bir varlığa ilk kez bağlanmıştım. Avucumu açtığımda hemen havalanmadı o kuş. Biraz bana baktı sonra çırptı kanatlarını özgürlüğüne doğru. Gözlerim yine dolmuştu, ilk kez bağlandığım bir varlığı kaybediyordum. Aynı zamanda da özgürlüğüne kavuştuğu için mutluydum.

O kırlangıç avucumdan özgürlüğüne kanat çırptığından beri her kırlangıç gördüğümde onu hatırlarım. Hayal ederim birazdan gökyüzünden bir kırlangıç süzülerek avucuma konacak, küçücük gözleriyle bana bakacak diye. Hüzünlenirim, gülümserim sonra, kırlangıçları izlerim.

Sevmek sevilmek bizim kırlangıcımıza benzer. Bazen sevda avucumuzun içerisindeyken ona özgürlüğünü vermemiz gerekir. Çünkü özgürlüğüyle avucumuzun içerisinde olduğundan daha mutlu olacaktır. Duraksar böyle zamanlarda, kanatlanmaz hemen. Tereddüt eder. Lakin nihayetinde çırpar o kanatları, uzaklaşır özgürlüğüne doğru. Ya ıssız diyarlara kanat çırpar, yalnız bir ağaca konar, ya da açık bekleyen başka bir avuca konar.

Benim avucumdan havalanmıştı o kırlangıç yüreğimde hüzün, lakin gerçek özgürlüğüne kavuştuğu için mutluluk da vardı. Hatıraların olduğu yerlere gittiğimde avucumu açarım, gökyüzünü seyredalarım:

Kim bilir, bizim kırlangıç belki de yakın bir yerlerde kanat çırpmaktadır. Süzülüverir gökyüzünden, konuverir avucuma, ya da konmasa bile o bakışını hayal ederim sessizce...

2 yorum: