24 Ekim 2011 Pazartesi

Acının dili yoktur


Uzun ve soğuk bir kış hakimdi o sene.

Kabuslarla dolu geçen geceler bitmek tükenmek bilmiyordu. Geceleri çakan şimşek sesleri onu ürkütüyordu. Korkusunu bastırabilmek için sarılacağı bir oyuncak ayısı yoktu.

Sabah ezanıyla uyanması gerekirdi. Köyde hayat erken başlardı çünkü. Hava aydınlanıncaya kadar babasına yardım ederdi.

O sene yıllardır öğretmensiz olan okullarına öğretmen atanmıştı. Yıllar sonra köyün çocukları mavi önlükleriyle okula koşacaklardı. Bu haber onu mutlu etmiş miydi bilinmez, çünkü aylardır ağzından ne tek kelime çıkıyor, ne de gülümsediği görülüyordu. Aylar önce kaybettiği ağabeyinin ölümünden beri böyleydi.

Okul, köyün hemen dibine inşa edilmişti zamanında. Tek sınıftan oluşuyordu. Tüm öğrenciler tek sınıfta, tek bir öğretmen tarafından eğitilirdi.

Kahvaltısını yaptıktan sonra, okulun ilk günü ya, önlüğünü giyecekti. Onun, kışın ellerini ısıtacak olan eldivenleri yoktu. İncecik kazağının üzerine mavi önlüğünü giydirdi ablası. Zamanında ağabeyinin olan yırtık bir montu çekti üzerine. Lastik ayakkabılarını giydikten sonra, kara bata çıka okula doğru yürüdü sessizce. Okula vardığında öğrencilerin hepsinin sınıfın ortasında bulunan sobanın etrafında toplanmış olduğunu gördü. O sessizce en arkaya geçti ve öğretmeni bekledi. Soğuktan elleri donmuştu adeta. Onları kendince ısıtmaya çalışıyordu. Lastik ayakkabılarının içi suyla dolmuştu.

Oturduğu yerde öğretmeni bekledi. Öğretmen içeri girdi. Anlamadığı bir dilde bir şeyler söyledi. O ise ses çıkarmadan ağlıyordu. Öğretmen onu fark etti ve ona doğru ilerledi. Öğretmeni anlamıyordu ancak öğretmenin sıcak bakışı, gülümsemesi onu rahatlatmıştı.

O gece yine soğuk ve uzun bir geceydi. Ateşler içinde yanıyordu. Ancak, uzun zamandan beri ilk kez kabus görmüyordu. Rüyasında ağabeyini görüyordu. Elinden tutmuş, beraber okula gidiyorlardı. Kapıdan içeri girip beraber arka sıraya doğru ilerlediler. Öğretmeni beklediler. Bir ara dışarı çıktılar. Dışarısı ömründe hiç görmediği insanlarla dolu bambaşka bir yerdi. Köyüne benzemiyordu. Ürktü bir an, ağabeyinin eline sıkıca kavradı. Ağabeyi ona gülümsedi sadece. 

Uzun süren bir sarsıntı olduğunda dışarıdaydı ablasıyla. Anlam veremiyordu olup bitenlere. Ablasının elini sıkıca kavramış yıkılan okuluna bakıyordu.  Öğretmeninin anlamadığı dilde ablasına soruyordu öğretmenini. Aylar önce yaşadığı sahne tekrar yaşanıyordu. Ağabeyinden sonra ilk kez gülümsemesini sağlayan dilini anlamadığı öğretmeni için döküyordu gözyaşlarını bu sefer. 

Bilinen gerçek acının dili yoktu. Acı ortaktı, saplandı mı yüreğe dil, din, mezhep, ırk dinlemezdi. Ve yine soğuk bir gece başlıyordu, bu kez etrafında toplanacağı soba olmadan, sevdiği öğretmeni olmadan, ailesinin çoğu olmadan...

P.S: Acılar yürektedir, yardımlar için hiçbir zaman geç değildir. Yardımlar için: http://birgun.net/actuels_index.php?news_code=1319391234&year=2011&month=10&day=23

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder