9 Ekim 2011 Pazar

Batık Yürek

Rüzgar hırçın bir şekilde esiyor. Çok korkunç bir gürültüden sonra sağır kalır ya insan, ben de bugün bu satırları yazarken öyleyim. O korkunç gürültünün sebebi hırçın rüzgar değil, hırçın rüzgarların koptuğu yürek denen koca okyanus. Daha da sağır edici olan ise o okyanusta bulunan nice batık.

Ve o batıklara eriştikçe anlıyorum ki ben artık dünün o huzurlu, umutlu, mutlu küçük çocuğu değilim artık, hiçbir zaman da olamayacağım artık. Anladım ki, her seferinde yürek denen koca okyanusta bir gemi battığında bir yanım o gemiyle batmıştı. Her gemi battığında, o gemide yolcu olan hayallerimin, umutlarımın hepsini kurtarmaya çalışmıştım. Ancak şimdi farkına varıyorum ki kurtarma botu geminin bütün yolcularını kurtarmaya çalıştığında yük ağır gelmiş ve bütün yolcular o soğuk, korkunç suların dibini boylamıştı.

Bugün anlıyorum, bundan sonra yüreğime binip de onu batırmalarına engel olabilmek için bir sürü ince duygunun parmaklarını, bileklerini kesmem gerek. Tıpkı kurtarma botunda taşıyacağından fazla yolcu okyanusta çırpınırken kurtulabilmek için bota parmaklarını bileklerini attıklarında gerçeğin farkında olup o parmak ve bilekleri kesen bot sorumlusu gibi...

Artık bütün yolcuları kaybetmemek için bir kısmından vazgeçmek gerektiğini anladım. Sağırım bugün, çünkü okyanusta boğulmak üzereyken çığlık çığlığa haykıran yolcularımın sesinden kurtulmam gerek. Her batıktan kurtardığım yolcuları huzurlu, güvenli bir yolculuğa çıkarmam için yapmam gerek bunu. Kısaca, yürekte batık değil de, sonsuza dek güvenli bir limanda demir atacak gemiyi bulmam gerek. Okyanusta batık değil de parıldayan inciyi bulmam gerek.

Ve evet, ben artık o gemiyi buldum. Yolcuları hazır. Tek yapmam gereken yolculuğa başlamak. Ne demişler: "Korku muhafazakardır; sahip olduklarını kaybetmemeyi öğütler, cesaret ise devrimcidir; sahip oldukların umurunda bile olmaz."

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder