12 Ekim 2011 Çarşamba

Kırmızı Oje

Bankta oturmuş, metro çıkışına bakıyordu. Onlarca değişik insan çıkıyordu o daracık yerden. Çocuklar, gençler, yaşlılar, üniformalılar. Kalabalığı sevmezdi aslında, kulaklarını onlarca değişik sese tıkamıştı. Normalde, beklerken bir sigara yakardı, cebinden çıkardı sigarasını, tam çakmağı ateşleyecekken vazgeçti. Sahi bugün buraya neden gelmişti? Merak mıydı, çok güvendiği iç sesi miydi onu buraya getiren? Son günleri tarttı kafasında. Düşünürken bir yandan da göz ucuyla metro çıkışına bakıyordu. Elinde çiçek buketiyle bir başkası bekliyordu orada. Sürekli saatine bakıyordu. Bekletilmeyi ve beklemeyi sevmiyordu ama bu kez umrunda değildi. Hem biraz zamana ihtiyacım var diye düşünüyordu. Metro çıkışına bir kız gelip onu süzmeye başladığında cebinden bir kağıt çıkarttı. O ana kadar onlarca kez okumuştu o yazıyı. Tekrar okudu. O yazıyı hangi duygularla nasıl bir çırpıda yazdığını düşündü. Yazdığı son cümleye baktı, bu kez yaktı sigarasını, tekrar metrodan çıkan insanlara bakmaya başladı. Ne kadar çoklar diye düşündü. Her biri başlı başına bir dünya, her birinin kendi içinde nasıl hikayeleri vardır acaba diye düşündü. Sonra kendi hikayesini düşündü. Bugün cidden düşündüğü gibi kendi hikayesinin gidişatını etkileyecek bir gün müydü? O yazdığı mektup hikayesinde yeni bir bölümün güzel başlangıcı olabilecek miydi? Bunları düşünürken hep yazıyı bitirdiği cümleyi düşündü. Metrodan bir çift çıktı. El ele tutuşup yürümeye başladılar. Birbirlerine bakarlarken ikisi de gülümsüyordu. Benim tadamadığım duygu böyle bir şey olsa gerek diye düşündü. Tek bir söz söylemeden gözlerimin içi güldüğü zaman, yanımda sıcaklığını hissettiğim zaman, eli avucumun içinde olduğu zaman gerçek anlamda o duygu iliklerime kadar işleyecek galiba diye düşündü. Sonra metro çıkışında oturan kıza baktı, kız gülümseyerek ona baktı. Metrodan bir kız çıktı. İlk dikkatini çeken şey parlayan kırmızı ojeli tırnakları oldu.


Kırmızıyı, o rengin onun için önemini düşündü. Kızıl saçlı kızı, sonbaharı, çınar ağacının kırmızı yapraklarını hayal etti. Sonra tekrar kızın ellerine takıldı gözleri. Güzel gülümsemesi, ya da şık giyimi dikkatini çekmemişti ilk başta. Kırmızı ojelere bakarken, kırmızı bir atkı ve kırmızı bir bere ile hayal etti kızı. En sevdiği mevsim sonbahardı yine hayalinde. Hayalinde çınar ağacının kızıl yapraklarının üzerinde uzanırken yanında olan kızıl saçlı kız yerine elleri ellerinin içinde olan kırmızı ojeli kız vardı. Kırmızı atkı ve bere çok yakışırdı ona diye düşündü. Kırmızı bir ruj ile çok daha dikkat çekici olurdu herhalde dedi. Tüm bunlar bir anda oldu. Kız onu tanıdı. Sıcak bir gülümseme ile ona yaklaştı. Metro'nun girişindeki kız halen onu süzüyordu. Çocuk oturduğu yerden kalktı, elindeki mektubu bir çırpıda katlayıp cebine attı. Gülümsemesine karşılık verdi. Bir anlık metronun girişindeki kıza takıldı bakışları. Kızın kırmızı saçları kırmızı beresinin altında rüzgarın etkisiyle hafifçe dalgalanıyordu. Kırmızı atkısı ile sürdüğü kırmızı ruj dikkat çekiciydi. Bir anlığına kızın ellerine baktı, kırmızı ojeleri yoktu. Sonra kırmızı ojeli kıza döndü. O an dikkat etti kızın makyajına, giyimine ve gülüşüne.


Son bir kez metro girişine dönüp baktı. Bekleyen kız artık orada değildi. Kız ile konuşurken, kırmızı ojelerine bakıyordu. Bir yandan da mektubunun son cümlesini düşünüyordu:


- Ya sen isen kızıl saçlı kız?


Gülümsedi, cevabı biliyordu çünkü.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder