11 Ekim 2011 Salı

Mehmed UZUN

"İsmim Mehmed. Soyadım UZUN. Doğum tarihim 01.01.1953. Herkes beni böyle biliyor. Ama bunların hiçbiri gerçek değil; ismim, Mehmed değil, soyadım, UZUN değil, doğum tarihim bu rakamlar değil. Mehmed UZUN ne yazık ki, dünya edebiyatında sıkça görülen, özellikle totaliter rejimlerin baskı, yasak ve sansürlerinden kendilerini korumak için yazar ve aydınların ister istemez başvurdukları türden bir müstear isim de değil.
Bu tür müstear isimlere öteden beri alışkınım, doğduğum ve büyüdüğüm yörelerde herkesin birden fazla hayatı vardı ve bu hayatların birçoğu gizliydi. Gizli hayatların da kendine özgü kodları, isimleri vardı; neredeyse tüm kürt yazarların ismi takmaydı. Ama Mehmed UZUN, böyle bir isim değil. Mehmed UZUN, aynı zamanda benim de, ancak ben'i esir almış bir ben.
Esas ismim yasak olduğu için Mehmed oldum. Esas soyadım yasak olduğu için UZUN oldum. Bir insan olarak hiçbir değerim olmadığı, sadece ehlileştirilmesi gereken bir sürünün mensubu olarak görüldüğüm için de, en rahat şekliyle, künyeme 1.1.1953 yazıldı. Önadım Mehmed, dedemin ismi Heme'den geliyor. Heme, Meme, doğduğum yörelerde gündelik yaşamda en çok kullanılan isimlerden. Ama bu isim resmi hayatta yasak; bu ismi alamazsınız, bu isimle nüfus kaydı yaptıramazsınız, bu isimle hiçbir resmi kuruma başvuramazsınız. Soyadım UZUN'a gelince, bu da yine dedemden geliyor. Biro dedemin dedesinin ismi. Direj de onun lakabı, yani UZUN. Biroye direj, yani uzun biro. Ama yine isimlere ilişkin yasalara göre hem biro 'türk örf ve adetlerine' uygun değil hem de direj kürtçe olduğu için yasak. Bu nedenle resmi kurumlar tarafından Biro tamamıyla atılıyor, Direj de türkçesiyle uzun haline getiriliyor. Bir hafızanın yok oluşu çoğu zaman böylesine dikkat çekmeyen küçük değişikliklerle gerçekleşiyor işte." diye anlatmış zamanında kendi isminin hikayesini.


Bugün 11 Ekim, 4 sene olmuş Mehmed UZUN bu hayata veda edeli. Onun kitaplarıyla geç tanıştım, her kitabını bir çırpıda bitirdim. Kendimden parçalar buldum her ayrı kitabında. Yaşadığım coğrafyayı bu kadar güzel bir dille anlatan, ana dilimle yazan ve benim gibi Dicle aşığı olan bu güzel insanın kitaplarını ardı ardına okudum. Dicle'nin Sesi romanının iki kitabında Biro oldum onunla, acı bir sevda hikayesini tattım, ezilen her zaman zulm gören oldum, Dicle oldum Mezopotamya'da bir yılan gibi kıvrıldım, kah güldüm kah ağladım çünkü kendimi, hayatımı buldum kitaplarında. Bana çok konuşmak düşmez belki de onun kendi düşüncelerinden aktaralım nasıl bir yazar olduğunu. Şöyle anlatır yazarlığını Mehmed UZUN:


"Benim yazarlığım farklıdır, ben farklı bir yazarım. Benim konumumu öteki yazarlarla karıştırmamak lazım. Türkiye'de benim durumumda olan bir tek yazar bile yoktur. Ben yasak bir dilde yazıyorum ve bu benim yazdığım her türlü sözcüğe yansıyor. Ben o ruh haliyle yazıyorum. Ben bu dili 18 yaşında cezaevinde öğrendim. Musa ANTER bana öğretti ve bin bir güçlükle bir edebiyat dili kurdum. Bir yazarın sahip olması gereken, yazarlığın sürdürülebilmesi için zorunlu olan hiçbir şeye sahip olmayan biriyim. Ne benim devletim oldu, ne kütüphanelerim, ne üniversitelerim, ne iletişim kanallarım, medyam oldu ne de okuyucularım. bütün bunları yaratmak gerekiyordu. Bir türk yazarı "ben roman yazacağım" dediğinde kurulmuş bir dil var, o dilin olgunlaşmış bir edebiyat dünyası var. Medyası, üniversitesi, okuru, bir derneği, binlerce kitap, binlerce yazar, binlerce edebi ses var. Yapması gereken tek şey kendine ait bir ses. Ben bunların hepsinden mahrumum.  Ama ben kendimi herkesten fazla güçlü de hissediyorum. Bunun nedeni de benim okuyucum. Ben okuyucumu çok seviyorum. Onu çok takdir ediyorum, ona çok saygı gösteriyorum. Ben, ruhu zedelenmiş, sesi kısılmış, kendisini ifade etmekte çok güçlük çeken insanların yazarıyım. Onlarda da bana karşı çok büyük bir coşku görüyorum. Dünyada hiçbir yazarın buna nasip olacağını zannetmiyorum. Dünyanın en mutlu yazarı benim, artık ölsem de gam yemem."


Dünya'nın en mutlu yazarı olarak göçtü ve gelin onun kendi kitabından bir alıntıyla uğurlayalım tekrar onu:


Ve sibeke xelke i delal çu welate xeribiye
Kesek li mala tu nin e,
V'eze sebra dile xwe pe binim
Derde dile min pir in
Şeve qanuna şevine direj in..
Bu sabah gönlümün sevdalısı yollara düştü
Yabancı diyarlara göçtü
Evlerde kimse yok, gönlüme sabır verecek
Yüreğimin dertleri sayısız,
Güz geceleri uzundur, bitmez...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder