30 Ekim 2011 Pazar

Yeşil Pelerinli Prenses

Saat geç oldu dedi babası. O zaman yine o güzel hikayeyi anlat dedi küçük kız. Babası anlatmaya başladı kızının en sevdiği hikayeyi:

"Bir varmış, bir yokmuş. Dünyalar güzeli yeşil pelerinli bir prenses varmış. Bu prensesi yeşil peleriniyle görebilenler nadirmiş. Onu görebilmek için çok temiz bir yüreğe sahip olmak gerekirmiş..." Babası anlatmaya devam ederken gözlerini kapattı küçük kız. Küçük yaşında geniş bir hayal dünyası vardı. Gözleri kapanır kapanmaz yine hayal dünyasına gitti. Gözlerini yemyeşil yaprakları olan ağaçların gölgesinde açtı. Babasının ağzından çıkan kelimeler hayal dünyasında sürekli duyduğu o eşsiz ezgiyi canladırıyordu. Onu orada yeşil doğanın ortasında farkedebilmek zordu. Artık yeşil peleriniyle dolaşan, en sevdiği hikayenin kahramanı yeşil pelerinli prensesti o.

Odasının küçük penceresinden yağan karı seyrediyordu. Etraf bembeyaz olmuştu kısa sürede. Hazırlanmaya başladı. Kırmızı rujunu sürdükten sonra yeşil pelerinini giydi. Bembeyaz caddelerde yağan karın altında dolaşmaya başladı. Yeşil pelerini ile yağan karın altında göz kamaştırıyordu. Koca bir çınar ağacının altına geldi, gözlerini kapattı ve hayal etmeye başladı yine. Hayalinde babası ona en sevdiği hikayeyi anlatıyordu yine. Gözlerini yemyeşil yaprakları olan ağaçların gölgesinde açtı. Yeşil pelerinli prensesti yine. Bu kez elleri sıcacık bir avucun içindeydi. Güzel gözlerine gülümseyerek bakan bir prens vardı hayalinde. O'nun sesiyle hayal dünyasından beyaza bürünmüş dünyaya geri döndü. Kafasını çevirdi, saçlarını yağan kar kaplamıştı. Babasının o eşsiz ezgiye dönüşen kelimelerini duyarken kırmızı rujun kapladığı dudaklarıyla öptü O'nu. Yeşil pelerinli prenses prensini bulmuştu. Kar hızlandıkça hızlandı, "bir vardı, bir yoktu, dünyalar güzeli yeşil pelerinli bir prenses vardı" ezgisi eşliğinde...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder