21 Kasım 2011 Pazartesi

Anılar: Pazartesi Sendromu

Çalışan insanların çoğunun nefret ettiği gündür pazartesi günü. Çalışan insanlar: "Pofff yine mi iş?", "Cumaya daha çok var.", "Huzurum kalmadı fani dünyada..." diye nice sebepten kin kusarlar pazartesiye.

Dün sabah (pazartesi sabahı) o kadar huzurlu uyandım ki uykumdan şaşırdım birden. Belki de aylardır o derece huzurlu uyanmamıştım. Kafamı günlerdir allak bullak eden nice düşünce çok uzaklardaydı sanki. Hayata pozitif bak, mutlu ol her daim yüzünde bir tebessümle dolaş dedikleri dün sabahki halimdi tam anlamıyla. İlginçtir pazartesi gününe karşı düşüncelerim bile değişti hemencecik.

Her şey mükemmeldi, ta ki iş yerine varmadan bindiğimiz asansörlere varana kadar. Üç adet asansör vardı. Bastık düğmeye, tahmin etmeye çalıştık acaba hangi asansörün kapısı açılacak diye. O an aklıma Hugo geldi. Çoğu zaman tuttururdum ben 3 seçenekten doğru olanı, sonra da Hugo'nun hatunu "Hugo kahramın benim!" diyerekten ona sarılır, onu öperdi. Mutlu olurdum. İşaret ettim bu asansörün kapısı açılacak diye. Çoğu zaman olduğu gibi bildim yine doğru seçeneği. Lakin pazartesinin gerçekten bir sendrom olduğunu ne zaman anladım bilir misiniz? Asansörün kapısı açılınca kırmızı saçlı, yeşil gözlü bir kızın bana sarılıp "Messe kahramanım benim!" diyerek beni öpmesini hayal etmemle, kapının açılıp içeriden yaşlı bir amcanın çıkmasının bir olmasıyla. Çöktüm, kahroldum oracıkta.  O zaman anladım pazartesi sendromunun sabah huzurlu uyanmakla alakası yokmuş. Pazartesi günü bildiğin illet bir günmüş. Pazartesi'den nefret ediyorum o da bana bayılmazsa bile. İçimden yaşlı amcaya sarılıp, "Bana kaderimin bir oyunu mu bu?" diyesim geldi.

O değil de, ya kırmızı saçlı yeşil gözlü kız çıkıp sarılsaydı bana...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder