10 Kasım 2011 Perşembe

Anılar: Son Durak

Valizim yanıbaşımda, otobüs perona yanaşana kadar elimdeki dergilere göz atıyorum. Terminal her zaman olduğu gibi kalabalık. Herkes bir koşuşturma içerisinde. Otobüsüne yetişmeye çalışanlar, yolculuğu sona erenler, özel eşyalarını kaybedenler, dakika başı yapılan anonslar...

Otobüsün kalkmasına yirmi dakika kadar bir süre var. Oturduğum bankın yanındaki banka, üç kişilik bir aile oturuyor. Ben dergimi okurken, gözleri ışıl ışıl parlayan ufak kız çocuğu merakla bana bakıyor. Hafifçe gülümsüyorum ona. Annesinin sırtına vurup hareketleniyor. Gözlerindeki gülümsemeyi yakalıyorum. Ağzını kapatmış olan maske yüzünden yüzüne yayılan tebessümü yakalayamazsam da gözlerindeki ışıltı onun o an ne kadar mutlu olduğunu göstermeye yetiyor. Ailesiyle beş dakika konuşma şansım oluyor. Rojda 2 yaşında. Lösemi hastası. Ailesi kısıtlı imkanlarla tedavisi için Ankara'ya sürekli gelip gidiyormuş. Anne babası benim yaşlarımda. Erkenden sevdalarını evliliğe dökmüşler. Rojda gibi dünyalar tatlısı kızları var. "Beterin beteri vardır, onun bir gülümsemesi dünyadaki tüm zenginliklere bedel." diyor babası. Otobüsüm perona yanaşıyor. Ayrılma vakti Rojda'dan. Ayrılmadan elimi tutuyor gülümsüyor tekrardan. Elime ufak bir çiçek yerleştiriyor. Rojda'ya gülümseyerek ayrılıyorum oradan.

Ankara'dan Batman'a 17 saatlik uzun bir yolculuk bekliyor bizi. Valizleri yerleştirdikten sonra yolculuklarımın çoğunda oturduğum 12 numaralı koltuğa yerleşiyorum. Yolculukta sıkılmayayım diye aldığım dergiler ve de Ahmed Arif'in şiir kitabını yanıma alıyorum. Yanıma oturacak insanı merak ediyorum. Benim boylarımda, yirmili yaşlarında bir genç oturuyor yanıma. Selam verip tanıtıyor kendini. Adı Mahmut imiş. Mahmut Urfalı, ilkokul beşe kadar okuyabilmiş kısıtlı imkanlardan dolayı. Şimdi, il il dolaşıp çalışıyormuş. Ufak kardeşleri onunla aynı kaderi paylaşmasın diye, okuyabilsinler diye 10 kişilik ailesine ekonomik açıdan katkıda bulunmaya çalışıyormuş.

Mahmut ile uzun süre muhabbet ettikten sonra gözü Ahmed Arif'n şiir kitbına takılıyor. Rastgele bir sayfayı aralıyor. Yavaş yavaş okumaya başlıyor:

Ölüm bu,
Fıkara ölümü
Geldim, geliyorum demez.
Ya bir kuşluk vakti, ya akşam üstü,
Ya da seher, mahmurlukta,
Bakarsın, olmuş olacak.
Bir hastası vardı umutsuz,
Hasreti uykularda,
Hasreti soğuk sularda.
Gayrı, iki korku çiçeğidir gözleri,
İki mavi, kocaman korku çiçeği,
Açar, derin kuyularda...

"Hakket konuşmuş." diyor Mahmut. "Ölüm bu, ne zaman kime uğrayacağı bilinmez ama nasıl bu yolculuğun son durağı varsa, ölüm de bizlerin son durağıdır" diyor.

Otobüs Urfa'nın ilçesi Birecik'e varıyor. Fırat nehri tüm ihtişamıyla karşılıyor bizleri. Birecik, Mahmut için otobüsün son durağı. Vedalaşıyoruz onunla. Aşağıda kardeşleri onu karşılamak için bekliyor. Otobüs uzaklaşırken oradan, Mahmut'un kucaklaştığını görüyorum kardeşleriyle.

Ve sonunda Batman otogarına yanaşıyor otobüs. Ahmed Arif'in kitabını alıp Mahmut'un okuduğu şiiri arıyorum. Açıp okuyorum tekrar tekrar. Rojda'nın elime tutuşturduğu çiçeği yerleştiriyorum o sayfaların arasına ve şiirin altındaki boş kısma iki satır karalıyorum:

Yolculuğun son surağı benim için, yan tarafta harekete geçmeye hazırlanan bir otobüs var. Onun yolcuları için yolculuğun başlangıcı. Yolculuk Mahmut için, Rojda için zorlu bir yolculuk, kimisi için rahat bir yolculuk. En nihayetinde bir şekilde son durağı vardır her yolculuğun.

Aylar sonra kurumuş bir çiçeği tutuyorum elimde ve altını çizdiğim üç mısraya bakıyorum.

Gayrı, iki korku çiçeğidir gözleri,
İki mavi, kocaman korku çiçeği,
Açar, derin kuyularda...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder