10 Aralık 2011 Cumartesi

Anılar: Yansımalar

Etraf karanlıkmış. Odayı aydınlatan küçük bir pencere varmış sadece. Odanın ortasında bir masa, iki tarafında birer sandalye varmış. Masanın üstünde bembeyaz bir kağıt parçası ve kurşun bir kalem duruyormuş. Kapı açılmış, içeri iki kişi girmiş. Oturmuşlar boş sandalyelere. Güneş aniden dağıtmış tüm bulutları. Küçük pencereden odanın içerisine güneş ışınları ulaşmış. Sandalyede oturan kişilerden birisi konuşmaya başlamış. Diğeri arada küçük pencereye bakıp dinliyormuş sadece karşısındakini, bir de elindeki kurşun kalemle arada bir şeyler karalıyormuş önündeki kağıda. Bir iki saat böyle geçmiş.

Güneş yavaş yavaş bulutların arkasında kaybolmuş yine. Koyu bulutlar toplanmış. Dışarıdan yağmur sesi duyulunca konuşan kişi susup dinleyene bakmış. Dinleyen ise pencereye bakakalmış. Kırmış elindeki kalemi, "Üzgünüm!" demiş.

Yağmur hızlanmış. Kalkmışlar sandalyelerinden, tek bir laf etmeden küçük pencereye doğru yürümüşler. Yağan yağmuru izlemişler bir süre. Kapatmış gözlerini ikisi de. Yağmurun sesi giderek azalmış.

Yağmur kesilince pencerenin kenarında bekleyen çocuk açmış gözlerini. Camda kendi yansımasını görmüş. Arkasını dönünce dört tarafı aynalarla kaplı bir odada bulmuş kendisini. Karşısındaki aynaya bakakalmış. Yargıç kılığında görüyormuş kendisini. Arkasındaki aynadan elleri kelepçeli görüntüsünü görmüş. Sağına dönmüş. Avukat kılıklıymış bu sefer. Arkadaki aynadan da tanık sandalyesinde bekleyen kendisini görmüş.

Kalmış oracıkta. Düşünmüş bir anlığına, hem sanık, hem yargıç, hem avukat, hem tanık olmak nasıl mümkün olabilir diye. Bunları düşünürken gözü odanın ortasında duran masaya takılmış. Masanın üstünde kırık bir kalem ve bir kağıt parçası duruyormuş. Yaklaşmış masaya çocuk. Almış kağıdı eline. Okumuş yazan tek kelimeyi:

Üzgünüm...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder