10 Aralık 2011 Cumartesi

Bilinmeyene Mektuplar - 3


Aslında varlığını bilmediğin, kaç fersah ötede olduğunu kestiremediğin birisine bu derece duygular beslemek en güzeliydi. Ne bir tartışma, ne bir kırık kalp ne de ayrılık vardı bu şekilde. Ütopya denen dünyanın baş kahramanı ile o dünyayı inşaa etmekti belki de aşk denen şey. Kurulan cümleler güzel başlayıp ama ile baltalanmıyordu hiçbir zaman. Ama'nın geçeceği yegane cümle belki de: "Seni çok ama çok seviyorum." olacaktı. Hayatın gerçeklerinin tokat gibi suratımıza çarpmayacağı bir bağlılık olacaktı bizimkisi. Gözyaşından uzak sevgi dolu sarılmaların olduğu, hüzünlü elden bir şey gelmeyecek “ama keşke böyle olmazsaydı” bakışı yerine sevda kokan, mutluluk kokan parlayan gözlerle “seni seviyorum” bakışının olacağı bir hayat olacaktı. 

İlkim olacaktın her zaman, dönüp kitaplığımın kuytu köşesinde duran defterin sayfalarında senin için yazdıklarıma içim buruk şekilde bakmayacaktım hiçbir zaman, kalan boş sayfaları gülümseyerek dolduracaktım, zaman zaman küçük sürprizler olarak sana yazdıklarımı ufak bir hediye eşliğinde sana sunacağım bir dünyada olacaktık. Son olacaktın benim için, ölümün bile ayıramayacağı bir şekilde bağlanacağım olacaktın. Hep söylerim ya, ne güzeldir ilk olmak, ne zordur son olmak, ama hepimizin içten içe istediği ilk ve son olmak diye. O içten içe istediğim olacaktın. Önümüzde hiçbir engel olmadan kafamıza estiğinde atlayıp gidecektik görmediğimiz yerlere. Fazla bir eşyaya gerek olmadan, taşıdığımız yegane şey birbirimiz olacaktık. 

Başlamadan bitmek gibi en büyük hayal kırıklığı yakınımızdan bile geçemeyecekti. Bir var olup bir yok olmayacaktın. Hep orada, kalp denen karmaşık duygular barındıran organın karmaşasına son verip ilelebet orayı mesken tutacak olacaktın. Tüm bunları okuyup, “ama ben bu hikayenin baş kahramanı olamam ki” demeyecektin aslında. Ben sana dair hikayeyi yazdıkça ilham perim olup, aslında benimle beraber yazacaktın hikayemizi. 

Her zaman bilinmeyen olarak kalman en güzeli belki sevgili.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder