21 Şubat 2012 Salı

Ağaç adamın hikayesi

Rastgele bir yerde başlar bu hikaye. Kimi zaman çok verimli bir toprakta filizlenir ağaç adama can verecek tohum, kimi zaman da en verimsiz kupkuru toprakta bütün olumsuz şartlara rağmen can bulur ağaç adam. Hikayesinin geçeceği yeri kendisi seçmez, ama bilinen şudur ki, yıllar boyu süren uzun bir serüven de olsa, tek bir kış görüp baharla can bulmadan sönen bir hikaye de olsa, nice ağaç adamın hikayesi birbirine benzer.

Büyüyüp serpilir zamanla ağaç adam, bazen rengarenk çiçekler açar, en güzel yapraklarıyla süslenir, bazen de sonbahar rüzgarlarıyla döker yapraklarını en sade, çıplak haline bürünür. Kimi o afilli, süslü halini sever ağaç adamın, kimi de kupkuru yapraksız halini...

Bir döngüdür ağaç adamın hikayesi. Umutla yeşerir her bahar yaprakları. Mutludur o zaman ağaç adam. Tüm dalları ile, tüm yapraklarıyla bu kez oldu der, lakin sonbahar geldiğinde aynı sonla karşılaşmaya mahkumdur. Terkedilir, kalır dibinde birikmiş dökülen yapraklarıyla. Her sene umut gözyaşlarıyla yıkılır, ve gözyaşlarıyla toprağa düşen tohumlar yeni umutlar yeşertir. Ağaç adamın içten içe aradığı yanıbaşında beraber kök salabileceği eşini bulmaktır. Rastlarsa eşine bir ömür boyu kenetlenir kökleri. Dalları dolanır birbirine farklı renklerden yaprakları ahenk içerisinde dans eder, ya da yapayalnız kuruyup kalmaya mahkumdur.

Bu kış çetin bir kış. Dikkat edin etrafınızda umudunu kaybetmemek için direnen ağaç adamlara. 

18 Şubat 2012 Cumartesi

Anılar: Geveze Gözler


İlkokula yeni başlamıştım. Okuldan döner dönmez, önlüğümü ve çantamı evin bir köşesine atıp dışarı koşardım hemen. Bizim için kocaman olan mahallemizde çoğu insanı tanırdım. Kadınlar, ellerinde örgüleriyle oturup sürekli konuşurlardı. Yaşlı amcalar, ardı ardına yaktıkları sigaralarıyla belli ki önemli meselelerden bahsederlerdi. Yaşıtlarım onlarca değişik oyun oynarken ben bizim balkona geçer, tek tek insanların gözlerine, nispeten daha yaşlı olanların alınlarındaki kırışıklıklara, çöken omuzlarına, sürekli konuşanların dudaklarının kenarındaki kıvrımlara, hararetli hararetli bir şeyler anlatanların genişleyen şah damarlarına bakardım. En çok ilgimi çeken, susuşlarıyla, bakışlarıyla konuşan insanlar olurdu. Bakışlarımız kesiştiğinde ben kaçırmazdım bakışlarımı, gözlerinden o an ne hissettiklerini, ne düşündüklerini anlamaya çalışırdım.  

Günün birinde kadınların yanında oturan genç bir kız dikkatimi çekti. Susmuş, ne konuşulanlara kulak veriyor, ne de oradaki insanlara bakıyordu. Eli çenesinde, uzaklara dalmıştı. Ona bakmaya başladım. Bakışlarını yakalayıp gözlerine bakmak istiyordum bir an önce. Birden kafasını çevirip bana bakmaya başladı. O kızın gözlerinde o güne dek görmediğim bir bakışa takıldı gözlerim. İlk kez bir insanın gözlerine çekinerek bakmaya başladım. Bakışlarımı kaçırmamaya niyetliydim. Bakışlarını benden kaçırmadan hafifçe gülümsedi bana. O an ilk defa bakışlarımı, başka bir insanın bakışlarından kaçırdım.

Düşünüyorum, gözler dudaklardan bile gevezedir. Gizli bir bahçeye açılan kapıların muhafızlarıdır. Muhafızlardan korkmayıp o kapıdan içeri girebildiğimiz zaman insan ruhunu tüm saflığıyla, çıplaklığıyla görürüz. Ben o kapıdan içeri girmeyi uzun zaman önce öğrenmiştim. Yıllar önce bakışlarımı hiçbir bakıştan kaçırmazdım. Artık kaçırıyorum, sadece sevdiklerimin bakışlarından kaçıyorum. Karşımdakiler sevdiklerim olunca gözlerimdeki gevezeliği alıp dudaklarıma veriyorum.
Gözlerine ilk baktığım günü hatırlıyorum da, yıllar önce bakışlarımı kaçırdığım kıza baktığım gün gördüğüm bakışları yıllar sonra senin gözlerinde gördüm. Sen gülümsediğin an ben gözlerimdeki gevezeliği dudaklarıma verdim, kaçırdım bakışlarımı. Korkuyordum çünkü, o bakışların içinde kaybolmaktan. Şimdi, en sevdiğim şarkılardan biri çalıyor. Ben kendime: "Bir daha bakarsam o gözlere, kaçırmayacağım bakışlarımı ."  diye söz verirken, Fikret Kızılok şarkının en sevdiğim kısmını söylüyor:
"Kandil olmuş tutuşmuş kül duman bilmem,
 Güzel gözlerinin meyhanesinde."

5 Şubat 2012 Pazar

Yitik bir aşkın gölgesinde...

Yitik bir aşkın gölgesinde başlayan yitik bir aşkın, iki umuda hasret kalbin hikayesi... Onca kötü anının gölgesinde yaşayan, hayallerinde yarattığı dünya tatlısı, güzeller güzeli, gülümsemesiyle bütün dertlerinden uzaklaşmasını sağlayan kızıl saçlı kızı arayan bir delinin hikayesi. Dört bir yanı güzel anılarla yüklü bir geçmişe hasret, kurduğu hayallerin güzelliğini düşünüp buruk bir gülümseme ile umut eden, yitik bir aşkın gölgesinde olduğunun farkında olmayan dünyalar güzeli bir kızın hikayesi. Biri hayallerini süsleyen kızıl saçlı kızın yerini alacak o narin insanı arayan deli, biri hatırladıkça canını acıtan hayallerini baştan kurabileceği prensini arayan dünyalar güzeli.

İki rüyayla başlayan ve sonu belli olan kısacık bir sevda hikayesi...

Delinin rüyası: Serin bir rüzgara eşlik eden, badem ağacının yapraklarının sesine karışan kırlangıçların sesi...  Bütün rahatsız edici seslerden ırak, doğanın seslerine kulak verip gökyüzünü seyreden bir çocuğun gülümsemesi... Her şey çok tanıdık. Umutla hayal kurup içten gülümseyen ben. Unuttuğum, uzak kaldığım hayallerim oracıkta. Uzatsam ellerimi, toplasam bütün hayallerimi, umutlarımı, içten gülümsememi. Seyrediyorum, her şeye rağmen gülümseyen gözlerle gökyüzünü seyreden beni. Hayal ya bu, badem ağacının gölgesine kayıyor bakışlarım. Beyaz elbisesiyle her zamanki gibi dünyalar güzeli gülümsemesiyle yaklaşıyor küçük çocuğa doğru kızıl saçlı kız. Ayağa kalkıyor çocuk, kız onun minik elinden tutuyor, uzaklaşıyorlar beraber. Bense badem ağacının gölgesine bakıyorum, yitik bir aşkın gölgesine...

Kızıl Saçlı kızın rüyası: Serin bir rüzgara eşlik eden dalgaların sesi. Bütün rahatsız edici seslerden ırak, denizin sesine kulak veren genç bir kızın gülümsemesi. Yalınayak, bembeyaz elbisesiyle, kumsalda yürüyen bir kız. Her şey çok tanıdık. Umutla hayal kurup, hayallerini dalgalara emanet edip içten gülümseyen ben. Uzatsam ellerimi, toplasam hayallerimi, umutlarımı, içten gülümsememi. Seyrediyorum, her şeye rağmen gülümseyen gözlerle denizin seyreden beni. Hayal ya bu, kumsalın öbür ucuna kayıyor bakışlarım. Bir kayık yaklaşıyor, içinde tanıdık bir yüz. Heyecan kaplıyor bedenimi, koşarak o kayığa atlayıp açılmak istiyorum denize. Kafamı çevirdiğimde, aniden beliren bir badem ağacının gölgesinde uzanıp hasretle bana bakan çocuğu görüyorum. Kararsızım, ama ayaklarım beni denize sürüklüyor. Geride hüzünle beni seyreden küçük çocuk, denizde ufalarak kaybolan bir kayık ve adımlarım beni sürüklüyor, yitik bir aşkın gölgesine...

Deli de, kızıl saçlı kız da açarlar gözlerini. Rüyanın etkisinde düşünürler hikayelerini. İkisi de bilir hikayenin yitik bir aşkın gölgesinde nasıl sonlanacağını.