7 Mart 2012 Çarşamba

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü

Yaz aylarında buğday ve arpanın domine ettiği bizim oralarda çöl sıcakları etkisini gösterir. Uzmanlara göre sabah saat 10'dan akşam saat 5-6'ya kadar dışarı çıkmak insan için zararlıdır. Anlayacağınız, kavurucu sıcaklar hüküm sürer. Bizim köyde yıllara meydan okuyan, çoğu gençten daha çalışkan, küçükken bizi masallarıyla büyüten bir ninemiz vardır. Onun kitaplara sığmayacak öyküsünü bildiğim kadarıyla özetleyerek anlatacağım. Başta bizim kadınlarımız olmak üzere bütün emekçi kadınlar bu hikayede kendilerinden bir parça bulacaklardır. Biz ona Kürtçe, 'Yadê' diye sesleniriz, çünkü o hepimizin annesidir.

Yadê'nin küçüklüğünü bilmeyiz. Tek bildiğimiz çok küçük yaşta kendinden büyükçe bir adamla evlendirildiği. Bilinen odur ki Yadê küçük yaşta ilk çocuğunu dünyaya getirir. Evlendiği adam  hem Yadê'ye zulmeden hem de hiç çalışmayan biri olduğundan, anlatılanlara göre o küçük yaşında Yadê elinden ne iş gelirse yapıp çocuğunu doyurmak için çabalarmış. Kendilerine ait arsaları bulunmadığından milletin arsasını üçte bir oranla işleyip az sayıda olan hayvanlarını beslemeye çalışırmış. Bir yandan hayvanlarla, tarlalarla uğraşan Yadê, bir yandan da milletin evini üç - beş kuruşa temizlemeye yetişiyormuş. Evde olduğu tek vakit olan akşamları da karanlıkta köyün gelin adaylarının çeyizlerini hazırlıyormuş. Çalışırken ilk çocuğu sürekli sırtında gezermiş. Buraya kadar anlattıklarımızın Yadê'nin en güzel günleri olarak biliniyor.

Yadê gencecikken iki sene arayla 2. ve 3. çocuklarını doğurmuş. Ve zamanla diğer çocuklarını da dünyaya getirmiş. Yadê'nin 7 çocuğundan en küçüğü 12 Eylül Darbesi'nden 5 yıl önce dünyaya gelmiş. O zamanlarda köyün en fakir ailesini geçindirmeye çalışan Yadê hayatından hiç şikayet etmeden koşturmaya, çocuklarına iki lokma yemek yedirmeye çabalarmış. 12 Eylül darbesi zamanı askerler köyü bastığında, Yadê sırtında en küçük oğlu ile tarladan eve dönüyormuş. Köye vardığında en büyük oğlunu askerlerin çekiştirdiklerini görmüş. Anlattıklarına göre Yadê o gün kocasından sonra ilk kez erkekler (askerler) tarafından tartaklanmış. Oğlunu askerin elinden kurtarmak isterken başına yediği dipçikle yere yıkılan Yadê'nin yere yıkıldığı, hatta diz çöktüğü tek gün olarak bilinir. O günden sonra enerjisiyle, güleryüzüyle bilinen Yadê çok az konuşur olmuş. Aynı koşuşturmasına devam ederek yaşamla olan mücadelesini sürdürmüş. Yıllar geçmiş, çocukları büyümüş.

Şimdi onu mezarlıkta, yitirdiği üç çocuğunun mezarının başında görürüz hep. Hayatı koşturmacayla devam eder. Yıllara meydan okuyan bu kadın belki de hayatla olan hesaplaşmasını çocuklarının mezarının başında yaktığı ağıtlarla dile getirir. Halen, dediğimiz gibi Yadê köyün en çalışkan kadınlarındandır. Onun yaşadıkları, hayatla olan mücadelesi, maruz kaldığı zulüm, yılmadan emeğiyle ayakta durmaya çalışması, hiçbir zaman diz çökmemesi onu bizim gözümüzde bizim kadınlarımızın temsilcisi, simgesi haline getirmiştir. Yadê'nin 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nde yapacakları ne mi olur dersiniz, sabahtan mezarlığa gider, teker teker çocuklarıyla konuşur, ağıtlar yakar. Sonra toparlanır, koyunları salar. Sonra tarlalara doğru ilerler. Onun böyle bir günün varlığından haberi yoktur. O günün onun için bir farkı yoktur. Yadê gibi 8 Mart günü bile zulüm gören, ezilen, taciz edilen, hayatı karartılan sayısız kadın vardır.

Kadına şiddete son! Kadınlarımız CANlarımızdır, cananlarımızdır. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder