4 Mart 2012 Pazar

Biz küçüktük...

Biz küçüktük, tüm çocuklar gibi hayata oyun diye bakardık. Oyuncağa, parka ihtiyacımız yoktu. Kimi zaman kırılmış bir dal parçası, kimi zaman bir çamur birikintisi, kimi zaman uçsuz bucaksız tarlalar, kimi zaman güzelim dağlardı bizim oyunlarımıza eşlik eden oyuncaklar. En önemlisi özgürlüğümüzdü oyunlarımızın en önemli parçası. Özgürce koşardık bahar aylarında gelinciklerle, papatyalarla kaplı tarlalarda. Otlatmaya götürdüğümüzde keçi ve kuzuları türlü oyunlar oynar eğlenirdik.

Biz küçüktük, merak ederdik. Günün birinde koyu renkli arabalarla, aynı elbiseleri giyen yabancılar geldi köyümüze. İlgimizi çekmişti bu yabancılar. Alışılmamış bir sessizlik vardı köyümüzde. Canımız sıkılmıştı bu sessizliğe, oynamak istiyorduk. Susturulduk, çünkü biz küçüktük, anlamazdık olup bitenleri. Köyün erkeklerini köyün meydanında toplamıştı merak ettiğimiz yabancılar. Anlamadığımız bir dilde bir şeyler söyleyip koyu renkli arabalara bindirdiler herkesi ve uzaklaştılar köyümüzden. Hayretle ve hayranlıkla koyu renkli arabalara bakıyorduk.

Biz küçüktük, anlamazdık köyün kadınlarının neden koyu renkli arabalara bakıp sessizce ağladıklarını. Biz sadece yaramazlık yapıp ufak bir tokat yediğimizde, ya da düşüp bir yerlerimizi incittiğimizde ağlardık.

Biz küçüktük, anlamazdık uzun süren sessiz bekleyişleri. Canımız sıkılırdı, giderdik özgürce koşabildiğimiz tarlalarda oynardık. Kuzu ve keçilerimizle geri dönerken bir gün köyümüze, oyun oynamamıza izin verilmeyen mezarlıkta bir kalabalık gördük. Kadınlarımız ağlıyordu yine. Bu kez sessizce değil, haykıra haykıra. Bize söyledikleri o güzel türkülere benzemeyen ağıtlar yakarak, toprağı döverek...

Biz küçüktük, ilk kez durmuştu merakımız. İlk kez oynamak için gizlice girdiğimiz mezarlığa girmek istememiştik. İlk kez suskunduk, ilk kez sebebini anlamadığımız bir şey için sessizce ağlıyorduk.

Ve biz küçükken büyüyünlerden olduk. Oyunlarımızın baş kahramanı özgürlüğümüzken, mezar taşları olmuştu. Oyunlarımızda sessizce ağlayan kadınlarımızın gözlerinin tekrar gülmesi için birbirimizle yarışır olmuştuk.

Biz çok güldüğünde, daha gülerken yakında ağlayacağımızı düşünüp suratını asan insanlar olduk. Bir insan bir insanda başka bir hayatın kapısını görünce aşık olurmuş.

Biz küçüktük, o kapıdan tereddütsüz geçerdik. Lakin, o zamanlar oyunlarımızda sevdiklerimizi kaybetme korkumuz yoktu. Artık büyüdük, ağlayan sevdiklerimizin gölgeleri çıkar karşımıza o hayat kapılarının ardında.

Bize kızmayın, sadece o kapıyı görüp aşık olduğumuz için, o kapıdan girebilecek küçük bizler olamadığımız için...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder