22 Mart 2012 Perşembe

Anılar: Papatyaların Hikayesi

İlkbahar yağmurları yağdı mı tarlalara, bizim köy rengarenk olurdu.
Yeşilin hakimiyetinde, her renkten çiçekle renk cümbüşü sunardı gözlere ortaya çıkan manzara.
Küçükken bizim ilgimizi çeken, kırmızı rengin hakim olduğu gelinciklerle kaplı tarlalardı.
Koşardık el ele tutuşarak o tarlalara doğru.
Yaklaştıkça o tarlaya gelincikler daha belirginleşirdi.
Gelinciklerin hakimiyetindeki tarlalara her tarafta bulunan papatyalar eşlik ederdi.
Varınca tarlaya koştururduk başta, birbirimizi kovalardık gelincik ve papatyaların arasında.
Filmlerden, kitaplardan, bize anlatılan masallardan öğrenmiştik papatyaların hikayesini.
Her birimiz birer papatya alırdık elimize.
Başlardık kopartmaya papatyaların güzelim yapraklarını.
Seviyor, sevmiyor diye...
Kalan son yaprağı “Seviyor” kelimesiyle kopartınca sevinirdik.
Ben “Sevmiyor” ile biteceğini fark ettiğim zaman çaktırmadan iki yaprak birden kopartırdım,
Her seferinde “Seviyor” ile bitirip sevinirdim.
Sonra her tarafımıza gelinciklerin kırmızısı bulaşırdı.
Çok sonraları öğrendik “Seviyor” ya da “Sevmiyor” yapraklarını tükettiğimiz papatyanın elinde değilmiş meğer.
Papatyanın güzelim yapraklarını kopartmak yerine, sevilenin kulağına takmalıymışız papatyayı “Seviyor” diye.
Ona papatyalardan taç yapıp tek prensesimiz yapmalıymışız “Seviyor” diye,
Ya da en güzeli papatyayı ait olduğu yerde, gelinciklerin arasında bırakıp, o güzelliği seyredip geri dönmeliymişiz sevip sevmediğini merak etmeden...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder