19 Nisan 2012 Perşembe

Bilinmeyene Mektuplar - SON


Sevgili bilinmeyen,

En huzurlu anlarımdan birinde sana son mektubumu yazıyorum. O mektupları yazmaya başlarken dörtten sonra SON'un geleceğini hiç düşünmemiştim aslında. Zaten hangi birimiz sonları düşünür ki? Tek yaptığımız mutlu sonlara gebe filmler seyredip mutlu sonlu SON bir hikayenin baş kahramanlarından biri olmayı dilemek. Ben de o dilekten çoktan geçtim...

Mavi hep en sevdiğim renk oldu. Hal böyleyken deniz ve gökyüzü mavisinin birleştiği bir manzarayı seyrederken insan o gerçek olması imkansız hayallere dalıp gülümserken buluyor kendini. Senin de en sevdiğin renk maviydi herhalde. İkimizin de en sevdiği rengin hakimiyetinde bir yerde sana öncekilerden farklı bu SON mektubu yazmaya çalışıyorum. Galiba süslü, aşk dolu cümleler yazmak daha kolaydı. Şu anda birbiriyle tutarsız cümleleri yazdığımı zannediyorum. 

Neyse işte bilinmeyen, sonlardan biraz bahsettim ya, aslında artık gerçekleşmesi imkansız olmayan bir hayali aradığım için bu sonla yüzleşiyorum galiba. Hayaller uzun, hayat kısadır nihayetinde. Kısacık hayatı, ucu bucağı olmayan imkansız hayallerle harcamak yerine gerçekleşmesi olası hayaller peşinde koşup sonu olmayan mutlu hikayeyi yazmak gerek aslında.

Uzun lafın kısası, şarkıda da belirtildiği gibi: "Ne sen Leyla'sın ne de ben Mecnun...". Bırakalım Kızıl Saçlı Kız hayalinden sonra Bilinmeyen hayali de sonlansın burada. Bir dahaki hayalde görüşmek üzere bilinmeyen...

Kendime Not: Gören de birazdan oturup şapşal şapşal sırıtıp imkansız yeni bir hayal kurmayacaksın zanneder. Ben senin içini bilirim, içini! O değil de yeni hayali karakterin ismi ne olacak acaba? Çok heyecanlı! 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder