27 Mayıs 2012 Pazar

Anılar: Bu aşk burada biter ve ben çekip giderim

İnsanlar mezuniyet turu atıyorlar yine. Cübbeleriyle Devrim'de fotoğraf çektirenler, yürüyenler, halay çekenler bana 2 sene öncesini hatırlattı. Mezun olurken yazdığım yazıyı okudum. Bu aşk burada biter ve ben çekip giderim demişim, ne oldu vazgeçemeyip yine ODTÜ'de kaldım.

"Sıcak bir yaz günüydü. Kuşlar cıvıl, kızlar da cıbıl cıbıldı hani. Seni ilk o zaman görmüştüm. Filmlerdeki gibi değildi tanışmamız. Çarpışmadık yani, senin kitapların sağa sola savrulmadı. "Özür dilerim, benim hatam durun yardım edeyim." diyerek kaçamak bakışlarla gülümsemedim sana. Fakat ilk gördüğüm anda, kalbimin derinliklerinde içimi ısıtan bir sıcaklık hissettim. Yıldırım aşkı bu olsaydı gerek. İşte bu dedim. O anda başladı senle maceramız.

Beş sene olmuş, dile kolay. Klişe bir laf olacak ama, zaman cidden su misali. Başlarda seviyeli bir ilişkimiz vardı seninle. Her yeni gün, farklı özelliklerini keşfettim. O zamanlar güzeldi be herşey. Devrimde oturuyorken hani kırmızı saçlı bir kız oturuyordu tek başına. Böyle güzelce bir kızdı. Sen gaza getirmeye çalışmıştın beni git tanış diye. Düşün o derece seviyeli bir ilişkiydi bizimki.

Günler günleri, haftalar haftaları ve tabii aylar da ayları kovalıyordu. Ee herşey güllük gülistanlık olacak değil ya. Her ilişkide olduğu gibi ilk tartışmamızı yaşadık. Sana ilk kez bağırdım, hatta gerçekçi olmak gerekirse sana sövdüm evet. İlişkilerin tuzu biberidir derler tartışmalar için ya, seninle ilişkimiz son iki senedir bayağı seviyesizleşti. Tuzun biberin miktarını fazla kaçırdık. Artık değiştin be. O kadar çok değiştin ki, İbo'dan 'O eski halinden eser yok şimdi' gibi şukela bir cümle içeren şarkıyı aramağan eder hale getirdin beni.

Tabii beş sene bu, beni unutman kolay olmayacak. Lakin ben seni tek celsede sildim be. Bu aşk burada biter ve ben çekip giderim ODTÜ. Sen beni değil, ben seni terkediyorum. Sana verecek son bir hediyem var lakin. Bir adet selpak paketi. Hatırladıkça beni, ağlarsın artık. Biliyorum beni unutmak çok zor olacak senin için ama ne yapalım be güzelim unutmak zorundasın.

ELVEDA ODTÜ..."

26 Mayıs 2012 Cumartesi

Yatıp Kalkıp Uludere Diyeceğiz!

150 gün önce bir katliam yapıldı. Unuttunuz mu tanınmayacak hale gelen Kürt çocuklarını? Biz unutmadık, unutturmayacağız. Emri verenler, sorumlular, katiller açığa çıkana, hesap verene dek haykıracağız sürekli!

Bu sabah, kardeşi, akrabaları katledilen Ferhat Encü gözaltına alınıp serbest bırakıldı. Herhalde sen neden ölmedin diye gözaltına aldılar. İstanbul'da, Roboski'de yaşananları unutturmamak için bir eylem var bugün. Tam başlayacağı saatlerde ülkenin başbakanı hükümetine yakışır bir dille açıklamalar yaptı yine. Daha dün "Her kürtaj bir cinayettir!" diyen başbakan bugün: "Her kürtaj bir Uludere'dir." dedi. Biz unutmayanlar, unutturmayanlar sorumlular ortaya çıksın diye haykırırken kendi ağzıyla katilin devlet olduğunu itiraf etti RTE. Kürtaja, çocuk sayısına olan ilgisi bir tarafa, kullandığı dil insanı hayretler içerisinde bırakıyor. Kürtaja bu kadar takmasının sebebi de içindeki Kürt kelimesi midir diye düşünmeden edemiyor insan. 

Onlar katliamı meşrulaştırıp unutturmaya çalıştıkça biz haykırmaya devam edeceğiz, yatıp kalkıp Uludere diyeceğiz! Belki katlettikleri o küçücük bedenler kabusları olana dek. Olmayan vicdanları sızlayana dek. Katil Devlet hesap verecek! cümlesi kulaklarını sağır edene dek.

24 Mayıs 2012 Perşembe

Anılar: Eski Fotoğraf

Bilgisayarımın unutulmuş bir köşesinde eski bir klasörde durur fotoğraflarım. Çoğu zaman aklımın ucundan bile geçmez o klasörü ziyaret etmek. Bazen canım sıkkındır, hastayımdır, içimde sevdiklerimin özlemi vardır; o zaman farkında bile olmadan kendimi o klasörü karıştırırken bulurum. Bazen de internet kesilir, yapacak iş bulamayınca ziyaret ederim o klasörü.

O klasör onlarca değişik klasörü barındırmakta. Her bir klasör farklı bir zamana ait fotoğraflara ev sahipliği yapıyor. Her klasör beni farklı düşüncelere sürüklüyor. Baktığım her fotoğrafta ruh halim değişiyor. Her fotoğrafta zamanda yolculuk yaparcasına o anlara gidiyorum. Kimi fotoğraf beni uzakta olan sevdiklerimin yanına götürüyor, onlarla birlikte oturuyorum yüzümde bir tebessüm beliriyor. Onları ne kadar özlediğimin farkına varıyorum.

Bir fotoğrafa bakakalıyorum. Düşünüyorum, keşke o andaki gibi mutlu olabilsem tekrardan diye. Keşke o andaki gibi hayat dolu olabilsem diye. Keşkeler alıp başını gidiyor. Derler ki, zaman her derde deva imiş. Şu anda baktığım karede ne kadar mutluysam, belki zaman daha mutlu olabileceğim anlarda bulunmamı sağlayabilir. Kim bilir, o anlar belki de düşündüğümden de yakındır.

Fotoğraflara bakarken başka bir fotoğrafa odaklanıyorum. Bu fotoğraf baktığım diğer çoğu fotoğrafa benzemiyor. Yüzümde hafif bir tebessüm belirmiyor. Hani bazı fotoğraflar vardır, sizleri derinden yaralar. Unutmak istediğiniz anıları tüm çıplaklığıyla önünüze koyar. O fotoğrafı hemen geçmek istersiniz, fakat yapamazsınız. İster istemez bakmaya devam eder, unutmak istediklerinizi düşünmeye başlarsınız. Keşkeler bu fotoğrafta da başlar. Ufak bir anı değiştirebilseydim keşke dersiniz. Demiştik ya zaman her derda devadır derler diye. Zaman sadece her derde deva değildir, aynı zaman da acımasızdır da. Sadece gelir ve geçer. Geriye dönüş yoktur zaman denen yolda. Yaptıklarınız arkanızda kalır. Gittikçe küçülür, bir nokta haline gelir. Tam kayboldu dediğiniz anda, zaman denen yolda bir bakmışsınız önünüzde gittikçe büyümeye başlayan bir nokta oluverir.

Böyle işte, internet kesilince gidip ziyaret ettim bizim unutulmaya yüz tutmuş klasörü. Değişik ruh hallerine büründüm. Düşündükçe düşündüm. Anladım ki, o klasörü daha sık ziyaret etmem gerekiyormuş.

20 Mayıs 2012 Pazar

Şiirimsi Karalamaca

Pek şiir yazmam ki yeteneğim de yoktur fakat geçen otobüste karaladığım bazı satırlar vardı. Okudum, paylaşasım geldi. Muhtemelen bir elin parmaklarını geçmeyecek şiir denemelerinden sadece biri olacak bu. 



İKİ KİŞİLİK ŞİİR

Aynı anda birbirleri hakkında aynı şeyleri düşünen iki kişi,
Biri yapraklarını bahara sunmaya hazırlanan çınar ağacının altında,
Biri gündelik işlerini halletme uğraşında.

Farklı zamanlarda aynı hayale kapılan iki kişi,
İmkansız bir sevda okunur birinin gözlerinde,
Keşkeler, pişmanlıklar gizlidir diğerinin sözlerinde.

Birbirlerinden habersiz aynı olaya üzülen iki kişi,
Biri ağlar, dışarı akıtır duygularını gözyaşları eşliğinde,
Biri susar, sadece hisseder yüreğinde.

Aynı anda içten gülümseyen iki kişi,
Onun gülümsemesinin yoktur emsali,
Diğerinin gülümsemesi onun yanında sönük bir yıldız misali.

Platonik bir aşkla cebelleşen bir kişi,
Aşık olduğu kişi bazen en yakın arkadaşı,
Çoğu zaman da sırdaşı.

Çok sevdiği arkadaşını, sırdaşını üzmek istemeyen bir kişi,
En olmayacak kişinin ona aşık olduğunun farkında,
En olmayacak birlikteliğin hayalini kurmaktadır aslında.

15 Nisan 2012

17 Mayıs 2012 Perşembe

Kelebek misali bir hayal

Kozasından yeni çıkan bir kelebeği düşünerek kapat gözlerini. O kelebeğin narin kanatlarının ortasında oturduğunu düşün ve oradan seyret alemi. Sağında, solunda bir ressamın fırçasından çıkmış birer sanat eseri var şimdi. Rengarenk kanatlarını her çırpışında kelebek, büyülenmeye devam et. Zamanla en sevdiğin müziğe dönüşüyor kelebeğin kanatlarını çırptığında çıkarttığı ses. O müzik eşliğinde hissediyorsun yüzünde esen ılık rüzgarı. Kelebek kanat çırptıkça  geride bırakın yemyeşil ormanları, rengarenk çiçeklere ev sahipliği yapan toprakları, doğayla bütünleşmiş hayvan sürülerini, yılan gibi kıvrıla kıvrıla akan nehirleri. En sevdiğin müziğin sesi gittikçe yaklaşırken sana, kelebek papatya ve gelinciklerle kaplı bir tarlaya doğru uçsun. Bir gelinciğin dibine konsun kelebek. Papatya ve gelinciklerin arasında hisset en çok görmek istediğin kişiyi. Her düşüncede, her yürekte farklı bir kişi düşlenir şimdi. Ben mesela hissediyorum bütün varlığımla birazdan kelebeğinin kanatlarının arasında bembeyaz elbisesiyle ışıl ışıl parıldayıp gözlerimi, yüreğimi ve bütün benliğimi kamaştıracak olan kişiyi. Gelip elini tutsun hayalini kurduğun kişi. Eli eline değdiği an ürpersin bütün benliğin, dünyanın en masum gülümsemesi yerleşsin dudaklarına ve ikinizin müziği eşliğinde dans edin kelebeklerin dünyasında. 

Kelebek misali bir hayal ya bu, onu çok özlediğinde kur bu hayali. Sadece gözlerini kapatıp yüreğinde seni taşıyacak kelebeği şekillendirmen yeterli. Bir dahaki sefere bambaşka bir yerde buluşun özlemiyle yanıp tutuştuğun kişiyle. Bir sahile uçsun mesela kelebekleriniz, o yine beyaz elbisesini giysin ve elini tutup denizden esen müziği dinleyin elleriniz, gözleriniz, yüreğiniz birleşmişken. 

Ee kapatayım madem gözlerimi, uçur beni rengarenk kelebek bilinmeyen diyarlara...

13 Mayıs 2012 Pazar

Anneler CANdır.

Bu, siz daha var olmadan size aşık olan kadınların hikayesidir. Aşkı tarif edebilecek tek kelimenin hikayesidir. Bu, annelerin hikayesidir.

Anneler, ilk aşktır. Hayata gözlerinizi ilk açtığınızda, sizi ilk kucaklayan, sizi kucakladığı anda minik kalbinizin tüm kısımlarını dolduran, ilk görüşte aşık olunan cananlardır. Bıkmadan, usanmadan severler. Siz üşümeyin, üzülmeyin, hep gülümseyin diye vardırlar. Yıllar yılları kovalar, büyür insan. Büyüdükçe, yeni aşklara yelken açmaya başlar çocuklar. İlk aşklarının, ne olursa olsun onları bekleyeceğini bile bile. Aldatır çocuklar, başka canana ilk aşkım derler. Bilmez çocuklar, ömrün sonuna dek sürecek tek aşkın annenin çocuğa olan aşkı olduğunu.

Anneler dosttur. Erkekler ağlamaz derler ya, hıçkıra hıçkıra dizlerinde ağlanabilen tek kadındır anne. Kundakta bir bebek de olsanız, 24'nüzde bir genç de olsanız, büyüyüp çoluk çocuğa bile karışsanız o her zaman, sıkı giyinmenizi, sağlıklı beslenmenizi, hayata umutla tutunmanızı tembihler. Çünkü, siz bir ömür boyu o ilk kucakladığı bebeğisinizdir annelerin.

Çocuklar birer dünyadır. Anneler ise bıkmadan usanmadan, 365 gün 6 saat çocuklarının etrafında dönen birer güneştir. Böyle bir evren oluşturur anneler. Annelerin güneşi yürektedir her zaman. En umutsuz anlarınızda, en karanlık gecelerinizde gözünüzü kapatıp yüreğinizde parıldayan güneşi görürsünüz. Bugün anneler günü. Uzaktaysanız, elinden tutup öpemiyorsanız annenizi, üzülmeyin. Sadece kapatın gözlerinizi, elinizi yüreğinizin üstüne koyun. Onların sıcacık gülümsemesini görün, içiniz sevgiyle dolsun. Ve haykırın ilk aşkınıza, Seni Seviyorum diye.

Bütün annelerin, bütün güneşlerin anneler günü kutlu olsun. Anneler, candır, canandır.

11 Mayıs 2012 Cuma

Adalet diye yazılır, Rezalet diye okunur.

Bir Cuma günü. Herkesin "Hayırlı cumalar!" dilediği bir günde çoğunun hayırlı gördüğü bir haberle sarsıldım (neden sarsılıyorsam artık, ne bekliyorsam bu ülkenin adalet sisteminden?). Son duruşmasında tahliye edilen Cihan Kırmızıgül 11 yıl yatacak poşu (mahkemeye göre bez parçası!?) taktığı için. Artık her yeni gün, peki ya bugün ne olacak ki, diye tedirgin tedirgin twitter'dan gerçek gazetecileri takip ediyorum (hükümet yalakası medyanın suspus olması ve hiçbir şeyi görmek istememesinden dolayı). 

Alıştırdılar ya bizi saçma sapan suçlamalarla her hafta yüzlerce kişinin içeri atıldığı haberlerine. 100'ün üzerinde tutuklu gazeteci, KCK'dan içeride tutulan binlerce Kürt kardeşimiz, halkın oyuyla seçilip cezaevinde tutulan vekiller, Pozantı'da cinsel istismara maruz bırakılan çocuklar... Saymakla bitmiyor ki içeride olanları. Hırsızın, tecavüzcünün, katilin sokakta gezdiği bir ülkede biz kim oluyoruz ki düşünce özgürlüğümüzü savunuyoruz, eşitlik istiyoruz, hak talep ediyoruz? Ee be akılsız deli, gidip hırsız, katil falan ol da devlet senin sırtını okşasın. Adalet sistemimiz o kadar adil ki, yüzlerce faili meçhul cinayetin faillerinden Mehmet Ağar yatacak güzel koğuş ararken, sadece poşu taktığı için bir gencin daha hayatı karartılıyor.

TMK ve Özel Yetkili Mahkemeler zaten mükemmel olan demokrasiyi hükümetin tabiriyle en ileri demokrasiye taşıyor. İleri demokrasi ilerledikçe, adalet faşizmin temeli oluyor. Adalet diye yazılan kelime rezalet diye okunuyor. Ee ne diyelim ki bu konuda? Ahmet KAYA'nın güzelim şarkısından alıntı yapalım madem:

"Nerden baksan tutarsızlık, nerden baksan ahmakça!"

4 Mayıs 2012 Cuma

Rüyalarda bile kavuşamayanlar

Şu sıralar okuduğum bir kitapta rastladım yine Sterbanû'ya, yani yıldız prensesine. Ünlü Kürt yazar Ehmedê Xanî'nin ölümsüz eseri Mem û Zîn'de geçen bir peridir Sterbanû. Dünyalar güzeli Zîn ile civanmert Mem'i tanıştıran üç peri vardır. Tavbanû, Sterbanû, Heyvbanû (Güneş, yıldız, ay prensesleri).

Sterbanû'yu çok düşünmüştüm Mem û Zîn'i okuduğumda. Yıldızların benim için anlamı bambaşkaydı hep çünkü. Hayallerimde yaratmaya başladım Sterbanû'yu. Zarif, esmer, uzun saçlı, dünyanın en güzel gülümsemesine sahip prensesi... Ona dair, farklı isimler tasvir ederek yazılar yazdım. Bazen Kızıl Saçlı Kız oldu, bazen gökyüzünün en parlak yıldızı, bazen de yeryüzüne süzülen bembeyaz bir kar tanesi oldu. Ama hayallerim hep Mem û Zîn destanında olduğu gibi mutlu sona ulaşamadı. Kitabın etkisiyle geçen gece uzun zamandan sonra bir rüya gördüm Sterbanû'ya dair:

Yıldızların silüetleriyle parıldayan sakin bir ırmağın serin kenarında eşsiz bir ağacın yanıbaşında açtım gözlerimi. Eşsiz ağaç gözleri kamaştıran bir ışık saçıyordu. O ışık üçe bölündü ve herbiri büyüyerek bana doğru yaklaştı. Sanki gökyüzündeki en parlak, en gözalıcı yıldızı almışlar da yanıbaşıma yerleştirmişler gibiydi. Gözlerim kamaşıyordu. Yeterince yaklaştıklarında fani hiçbir gözün rastlayamacağı 3 güzele takıldı gözlerim. Hemen tanıdım Tavbanû'yu, altın saçlı güneşin prensesini. Hemen tanıdım Heyvbanû'yu, geceleri karanlık diyarları aydınlatan güzel yüzlü periyi ve hemen tanıdım Sterbanû'yu, hayallerimi süsleyen güzelliğini tasvir edemeyeceğim yıldız prensesini.

Bakakaldım yıldız prensesine. Rüyamda hayaller kurdum bize dair. Gülüşünü ezberledim, gözlerinin güzelliğini, duruşunu... O an kayboldu diğer periler ve Sterbanû uzun boylu, rüya gibi güzel, bembeyaz bir elbise içerisinde ışıl ışıl parıldayan bir insana dönüştü. Peri gerçek bir prenses oluverdi. Gülümsüyordu. O an dünya dursa, umrumda olmazdı. Zaman kavramından soyutlandım, düşünceden soyutlandım, hayal içinde hayale kapıldım. Elimi uzattım yıldız prensesine, tam tutacakken elimi kaybolan Tavbanû ve Heyvbanû ortaya çıktılar. İkisi birer koluma girip uzaklaştırdılar beni o ırmağın kenarından, ağaç ve  Sterbanû birer nokta haline geldiler. "O değildir senin hayallerini süsleyen, senin prensesin hiç ummadığın bir anda bulacaktır seni. Boşa hayaller kurup kandırma kendini." dediler.

Uyandım o hayalden. Rüyalarda bile kavuşamayan sevdalıları düşündüm. Yolları kesişmesine rağmen farklı yollarda yürüyen aşıkları düşündüm.

Bak yıldız prensesi, yine kavuşamadık seninle, rüyalarda bile...