15 Haziran 2012 Cuma

Anılar: Özlem

Bir fotoğraf. Nerede, ne zaman, kimin tarafından çekildiğine dair en ufak bir fikrim yok. Ne zamandan beri bu fotoğrafa dalıp gittiğimi bilmiyorum, sadece uzun uzun aynı noktaya bakıyorum.

Eskiden resim yapmaya meraklıydım. Resimlerle uğraştığım o zamanlarda "özlemin resmi" diye bir kavrama rastlamıştım. Uzunca süre aklımı kemirmişti bu düşünce, acaba özlemin resmini çizecek olsam nasıl bir resim çizerdim diye uzun uzun düşünmüştüm.
YaralıKırlangıç adlı yazımı okuduysanız orada kanadını kırdığım bir kırlangıcın öyküsünü anlatmıştım. O zaman uzun düşüncelerin sonunda özlemin resmini çizmiştim. Resimde bizim kanadı kırık yaralı kırlangıcın gökyüzünde özgürce kanat çırpan kırlangıçlara bakışını çizmiştim.

Şimdilerde yine özlemin resmini çizsem nasıl çizerdim diye düşünüyorum. Bu düşünceyle beraber özlemin esasen ne olduğu üstüne de düşünüyorum. Özlem, durduk yerde O'nun söylediklerini söylerken bulmaktır kendini. Uzun süre dalıp, beraber geçirilen zamanları düşünmektir. Uyumadan, fotoğrafını açıp onun taklidini yaparak bir fotoğrafla konuşmaktır. Özlem bazen kısa bir anadır, bazen uzaktaki sevdiklerimizedir, bazen yakınımızda olup da onlara sevdiğimizi söyleyemediklerimizedir. Bazen hiç yaşanmamış zamana duyulur, çoğu zaman da yitip giden geçmişe.

Özlemi resmetmek kolay bir iş değildir. Uzun uzun düşündükten sonra şimdi çizsem özlemin resmini, bir fotoğraf karesine odaklanmış bakışları çizerim herhalde. Yaralı Kırlangıç'ın sonunda, kırlangıç avucumdan havalanıp özlemini çektiği özgür kırlangıçlara doğru uçmuştu ve ben hem sevinçliydim hem üzgündüm. O kırlangıcın avucuma tekrar konmayacağını bile bile avucumu açmış O'nun gelmesini bekliyordum. Şimdi ise, önümde bir fotoğraf karesi, dünyanın en güzel gülümsemesini izliyorum. Kısaca:

Özlüyorum işte...

2 yorum:

  1. Terliklerimle gelsem sana...
    Sonunda AŞK'ı bulmuş gibi...

    YanıtlaSil