14 Haziran 2012 Perşembe

Eksik bir şey mi var?

Çok mutlu uyanıyorsun. Uzun zamandır gördüğün kabuslardan eser yok artık. Ümitleniyorsun birden, karanlık gecelerden kurtulduğunu düşünüyorsun. Sonra yastığa sarılmış olduğunu fark ediyorsun, koca yatakta bir başınasın. Unuttuğunu sandığın duyguları yastık bir bir hatırlatıyor sana. Nedense acı vermiyor o anlara gitmek bu sefer.

İnsanlar konu duygularını bastırmaya gelince yeryüzündeki bir numaralı tiyatro oyuncusu olur ve bu rolü o kadar iyi oynar ki seyircisi olan içindeki kişilikler delice alkışlar onu. Kaç perdelik bir oyunun oynandığı kişiden kişiye değişir ve perde kapandığında o bastırılan duygular birer birer ortaya çıkar. Perde kapandığında 5 yıldız hak eden bir performansa imza atan oyuncu yorulmuştur çünkü. Bastırılan duygunun birden ortaya çıkması tiyatro oyuncusunun performansını gölgede bırakır. Burada önemli olan insanın kendini kandırmaktan kaçınıp, duyguları bastrımadan onlarla yüzleşmesidir. Yüzleşme acı verse de uzun vadede huzura açılan kapıdır.

Mutluluğunun biraz da olsa anılarla bölünmüş olması canını sıkıyor biraz. Birden en değerli eşyalarının olduğu çekmecene yöneliyorsun. Orada gönderilmemiş mektuplar, kartpostalların altında sana bugüne kadar gelen iki mektuba takılıyor gözlerin. Korkuyorsun okumaya başta. Sonra korkunu yenip okumaya başlıyorsun. Bir ayna olsa karşında yüzüne yerleşen gülümsemeye hayret edersin muhtemelen. Mektubu okudukça buruk bir mutluluk büyümeye başlıyor içinde. Korkularının boşuna olduğunu anlıyorsun. Önceden bastırdığın duygularla daha sonra yüzleşmiş olmanın ne kadar doğru bir karar olduğunu anlıyorsun. O güzel hatıraları silmeye çalışmakla ne derece büyük bir hata yaptığını fark ediyorsun. Sonra hayatında belki ilk kez kendini düşünerek attığın adımı sorguluyorsun. O adımla hiçbir zaman tırmanmaya cesaret edemediğin o merdivende yol aldığını görüyorsun. Geride bıraktıkların zaman zaman senin canını acıtsa da merdivenin varacağı noktanın o acıları güzel birer anıya çevireceğini anlıyorsun ve mektubu yerine koyunca az önce sarılmış olduğun yastığa bakıyorsun. Gülüyorsun sadece.

İnsanların hayatta en sevdikleri ile en nefret ettikleri aynı kişidir: Kendileri. Atılan yanlış adımlar sonrası kendini suçlamanın getirdiği nefret duygusu insanı hayattan soğutan, “neden ben?” Sorusunu sordurtan en önemli etkendir. “Neden ben?” diye kendinizi yıpramadan sevdiğiniz taraflarınıza önem verin ve unutmayın ki insan kendine değer vermedikçe, kendini umursamadıkça, seviyorum dediği insanlara sadece zarar verir. Bencilliğinizi bu şekilde oluşturun ve kendinizi önemseyin.

Uzun zamandır hayal kurmadığını fark ediyorsun ve kitaplığında kitaplarının üstünde duran ufak ufak uğur böceklerine bakıyorsun ve güzel bir hayale dalıyorsun.

Eksik bir şey mi var? Eh işte şu yastığa sarılmasaydım iyiydi diyerek gülmeye devam ediyorsun.

2 yorum:

  1. Karmaşıksın sanırım şu sıralar.. Öyle bi anlam çıkardım yazından :) Aklında soru baloncukları da olabilir, umarım cevapları bulursun bir an evvel. Mektuplar, kartpostallar.. Kıskandım. Henüz kimseden bir kartpostal hediyesi almışlığım yok. Ya da hediye etmişliğim. Neyse o zaman, başka bi yazında görüşmek dileğiyle diyeyim :)) (Ali Atay'ın söylediği Eksik bir şey mi var şarkısına da bayılırım bu arada)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Karmaşadan kurtuluyorum diyelim biz ona :) yine de teşekkürler iyi dileklerin için. Ezginin Günlüğü'nün Eksik bir Şey şarkısını da dinle bu arada :) Belki mektuplar yazabileceğin bir arkadaşın olur kim bilir =) Ve görüşmek üzere saygıdeğer okuyucum :)

      Sil