21 Ağustos 2012 Salı

Nehir kenarında bir mektup

Gözlerini kapattı yavaşça. Önce uçsuz bucaksız bir boşlukla karşılaştı. Sabırla bekledi o boşlukta, kalbi ve beyninin inşaa edeceği mekanı. Tek yapması gereken rahatsız edici düşüncelerden kurtulup, çalan müzik eşliğinde o boşluğa odaklanmaktı. Müziğin ritmine kapıldıkça boşlukta anlamsız şekiller kıpırdanmaya başladı. Önce rüzgarı hissetti. Rüzgar, bir su kaynağından esiyormuşçasına ılıktı. Denizden esmesini diledi, fakat dalga sesi yoktu. Akan suyun sesi çalındı kulaklarına. Bir nehirdi beyninin yarattığı. Nehrin ve rüzgarın sesi dinlediği müzikle bütünleşti. Anlamsız şekiller akıl almaz bir hızla anlamlı bir resmin detayları olmaya başladı.

Usulca akan nehri, karşı kıyıda kendisi gibi bir ağacın gölgesi altında oturmuş insanları, nehir kenarını aydınlatan ve ışığı nehrin suyunda yansıyan gece lambalarını, arkasındaki ağaçların arasından nehir kenarına doğru süzülen koşu yolunu, köpeğiyle o koşu yolunda hafif tempoyla yürüyen kadını ve nicesini gördü.

Her yeni detay şekillendikçe müzik coşkusunu arttırdı. Solundaki banka bakınca bütün bu yaratılanların sadece birer figüran olduklarını anladı. Bankta elinde bir zarfı özenle açan genç bir hanımefendi oturuyordu. Dikkatle inceledi zarfı açışını, içindeki mektubu çıkarışını ve mektubun yanında olan, şaşırmasına sebep olan bir şeyi uzun uzun seyredişini. Hanımefendinin gözlerinden mutluluğunu okuyabiliyordu. Merak etti mektupta neler yazdığını. Böyle içten gülümsemesine sebep olan cümleleri ondan dinlemeyi istedi birden.

Hanımefendi mektubu defalarca okuduktan sonra onun gülümsemesine ve şaşırmasına sebep olan o şeye dakikalarca baktı tekrar. Sonra ufak not defterine bir şeyler karalamaya başladı. Kim bilir, belki cevap yazıyordu aldığı mektuba belki de günlüğüyle paylaşıyordu duygularını.

Gözlerini açtığında elindeki mektubu bir kez daha okudu. Nerede yazıldığını bilerek, nasıl duygular barındırdığını hissederek...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder