15 Ağustos 2014 Cuma

Siyah - Beyaz Bir Köy Hikayesi 2

İlk yazı ile başlamıştım bizim köyün siyah - beyaz hikayesini sizlere anlatmaya. Mardin taşı ile örülmüş duvarlardan oluşan evlerden, köyün hemen yanıbaşında olan mezarlığa, asma bahçelerinden, badem ağaçlarına, rengarenk baharından, dağlarına, insanlarından,  yaşayan bütün canlılarına anlatılacak o kadar çok şeyi var ki...


Mardin taşı demişken, köydeki eski evlerin çoğunun duvarları Mardin - Midyat'taki duvar ustaları (Ermeni, Süryani ustalar) tarafından örülmüştür. Şimdilerde yeni binalar, ya da onarılan, tamir edilen binalarda artık beton izleri çimentoyla Mardin taşının izlerini kapatıyor. Aslında bir şekilde köyü köy yapan, benim çocukluğumun anılarında yer alan önemli bir unsur Mardin taşından yapılan evler. Umalım da tümüyle yerini betondan evlere bırakmaz. 


Elbette köyün hayvanlarına da değinmek gerek. Köydeki insanların geçim kaynağı tarım ve hayvancılık. Kuraklık su kaynaklarının çoğunu kuruttuğu için tarım büyük oranda buğday, arpa gibi tahıllardan besleniyor. Hayvancılığın büyük bir kısmı küçükbaş hayvancılık ile yapılıyor. Yine köydeki hayvan sayısı da eskiye kıyasla daha az sayıda. Küçükken köyde dedemlerin kuzu ve keçilerine çobanlık yapardım. Bunu uzun uzadıya ayrı bir yazının konusu olarak saklamam gerek. Kısaca değinmiş olayım şimdilik. 


Bu yazıda bir de badem ağaçlarından söz etmek gerek. Blogumu eskiden takip eden arkadaşlar bilir belki, yazıların bir kısmında badem ağaçlarından çok bahsetmiştim. Küçük bir çocukken hem arkadaş olan hem de tepesine çıkıp gökyüzünü seyredip hayaller kurduğum ağaçtı badem ağacı. Badem ağacıyla olan arkadaşlığımız da bambaşka bir yazının konusu belki de. Hatırladığım en güzel şeylerden biri de bahar aylarında yediğimiz çağlalar elbette. 


Ve elbette dağlardan bahsetmek gerek. Özgürlüğün, sevincin, üzüntünün, mücadelenin ev sahibi dağlar... Ahmed Arif'in Otuzüç Kurşun şiirinden bir kesit yeterli herhalde dağları anlatmak için şimdilik: 

Bu dağlar kardeş dağlar, kadrini bilir,
Evvel Allah bu eller utandırmaz adamı,
Yanan cıgaranın külünü,
Güneşlerde çatal kıvılcımlanan
Engereğin dilini,
İlk atımda uçuran
Usta elleri...



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder